Adana Yumurtalık En İyi Gezilecek Yerler

Yazar: admin

YUMURTALIK LAGÜNLERİ-YUMURTALIK TABİAT KORUMA ALANI-MİLLİ PARK:

Park alanı, Adana il merkezine 55 km, Yumurtalık ilçe merkezine 30 km ve Karataş ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır. Adana-Karataş-Yumurtalık yolu asfalttır. Adana-Ceyhan-Yumurtalık yolu da asfalttır.

Yumurtalık lagünleri: Ceyhan nehrinin denize döküldüğü yer ile Yumurtalık körfezi arasında kalan lagünler, tatlı ve tuzlu su bataklıkları, geniş çorak düzlükler, çamur düzlükleri, sazlıklar, ıslak çayırlar, kumullar ve Halep çamı ormanlarından oluşan oldukça kompleks bir yapıya sahip sulak alan sistemidir.

Burası, bölgedeki diğer lagünlerin aksine düzensiz kıyı çizgisine sahiptir birçok noktada denizle birleşir.

Eski Ceyhan nehri eski yatağı, alanı ikiye böler.

mersin escort |
mersin bayan escort |

Eski nehir yatağı kuzeyinde, Çamlık lagünü ile geniş çorak düzlükler, bataklıklar ve tuzlu çayırlarla çevrili Ömer, Yapı ve Darboğaz gölleri yer alır.

Göllerin derinlikleri 20-60 cm arasında değişir.

İlkbahar ve yaz aylarında, gölün bir kısmı kuruyunca, özellikle kuzeyde geniş çamur düzlükleri ortaya çıkar.

Tatlı suyun, kumullardan göle sızdığı bölümlerde, sazlıklar vardır.

Tuzcul bataklıklar ve çamur düzlükleriyle çevrili olan Çamlık Lagünü: Ömer gölü, Yapı gölü, Darboğaz gölü ve daha küçük Kaldırım gölü, kış aylarında su seviyesi yükseldiğinde, tek bir büyük göle dönüşür.

Ömer gölü ve Çamlık lagünü arasındaki bir yarımada üzerinde: 59 hektarlık alanı kaplayan, Türkiye’nin nadir Halep Çamı ormanlarından biri bulunur.

Alandaki bataklıkların bir bölümü, tarım alanına dönüştürülmüştür.

Batı bölümde, büyükbaş hayvanların otladığı, geniş ıslak çayırlar vardır.

Yelkoma Lagününün ağzında, eski Ceyhan ağzında ve Çamlık Lagününün Yumurtalık körfezine açıldığı yerde, dalyanlar vardır. Eskiden burada balıkçılık kooperatifleri vasıtasıyla balıkçılık yapılıyormuş ama bölge Milli Park ilan edilince 1994 yılından sonra dalyan özelliği kalmamış.

   

Yumurtalık lagünlerinde, 272 bitki ve 252 kuş türü bulunur. Alanda değişik türden binlerce ördek, sakarmeke, flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt ve küçük kum kuşu gibi kuş türleri kışlar ve geçmişte bunların sayısının 70 bini aştığı söylenir.

Bölge, 1993 yılında, 1’nci Derece Sit alanı olarak ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır.

1994 yılında ise, Bakanlar Kurulu kararı ile, Tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

2008 yılında ise, yine bu bölge Bakanlar kurulu kararı ile “Milli Park” olarak ilan edilmiştir.

Yumurtalık körfezi, nesli tehlike altındaki yeşil kaplumbağanın Akdeniz’de bilinen tek kışlama alanıdır.

YUMURTALIK SERBEST BÖLGE:

Milli Park Alanının doğusundadır. Burada: ağır metal endüstrisi tesisleri ve Irak petrollerini taşıyan boru hattının ulaştığı bir tanker dolum tesisi bulunur. Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Orta Asya Petrolleri de buraya taşınmaktadır. Dev dolum tesislerinin bulunduğu bölgede, daha önce yapılması planlanan bir de termik santral projesi bulunmaktadır. Daha doğuda, İskenderun körfezinin karşı tarafından da petrol rafinerisi, ağır metal ve çimento fabrikaları bulunur. Bugüne kadar büyük çaplı bir kaza meydana gelmemiştir. Burada, kömürle çalışan bir enerji santralı da vardır.

    

ROMA HAMAMI-POSEİDON MOZAĞİ:

Aigeai antik kentinde, 1’nci derece arkeolojik Sit alanı olan bölgedeki Roma hamamının Frigidarium yani soğukluk bölümünde yapılan araştırmalarda: iki panoya ayrılmış mozaik bulundu, bunlardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur.

Mozaikler yuvarlak çerçeveler içine yapılmıştır.

Kuzeydeki 11.39 metre karelik mozaiğin MS 3 veya 4’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.

Mozaiğin ana bölümünde: elinde trident (üç dişli yaba), bir omuzunu kapatacak bir örtüsü bulunan Yunan mitolojisinde denizler, depremler ve atlar tanrısı Kronos ile Rheia’nın oğlu Zeus ve Hadesin kardeşi Roma mitolojisinde Neptün olarak bilinen Yunan Deniz Tanrısı Poseidon tasviri görülüyor.

Poseidon’un sağında ve solunda ise yunus balığı figürleri bulunuyor.

Mozaik üstünde Grekçe “Bütün yıkananlar size selam olsun” yazısı bulunur. Mozaiğin alt kısmı ise, kısmen tahrip olmuştur.

Mozaiğin alt kısmındaki dairesel çerçeve içinde, kısmen çapa betimlemesi vardır.

Evet, bu mozaik günümüzde bulunduğu yerde sergileniyor.

ANTİK LİMAN:

Ayas kalesinin koruduğu liman, oldukça geniş bir koyun, küçük bir halicinin kenarına kurulmuştur. Bu koy, dar bir deniz boğazından karanın içine girerek kaleye doğru olabildiğince genişleyen bir koy haline gelir. Doğal bir dalgakıran vardır. İnsan eliyle yapılmışa benzeyen, şerit halinde uzanan koy ile denizi birbirinden koparır, daracık bir boğaz sayesinde deniz ile koyu birbirine bağlar. Koyun tam ortasında: küçük bir adacık ve üzerinde kız kalesi bulunur. Denizdeki dalgalar yüksek geldiğinde, en fazla 6-7 metre kalınlığındaymış gibi bir görüntü veren bu kayaların üzerinden zıplayan dalgalar koyun içine düşebilmektedir. Ancak, bu doğal set, denizdeki gemilerin koy içine girmesine izin vermez ve limanın emniyetini sağlar. Böylece antik dönemlerde, çok önemli işlev sağlamıştır.

   

AYAS (AİGAİAİ-YUMURTALIK) ANTİK KENTİ:

Basılmış madeni sikkeler, Aigeai şehrinin geçmişinin en çok MÖ 2’nci yüzyıla kadar uzandığını kanıtlıyor.

Bir başka iddiaya göre ise: Seleukoslar, Kilikya’ya egemen olunca, yeni kentler kurmuşlar ve onlardan birisi de Aigeia idi.

Ayas antik kenti, Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide kurulmuştur.

Kent: Hellenistik dönemde Aigeai, Roma döneminde Aegeai, Orta çağ’da İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından Ajazzo ve Lajazzo, İslami dönemlerde ise Ayas ismini kullanmıştır.

Bir Makedonya kolonisi olarak kurulan Aigea’da, antik dünyanın en büyük 3 Asklepios tapınağından biri vardı.

Roma imparatorluk devri boyunca, doğu seferine çıkan imparatorların uğradıkları büyük stratejik öneme sahip, donanma üssünün bulunduğu bir yerdi.

Şehir, Kilikya’nın da Roma Eyaleti yapılmasıyla vergiye tabi tutuldu. Romalılar döneminde, özgür kalan Aigeai, limanlarını ve tersanelerini geliştirdi. Bu şehrin dönemi, MÖ 47 sonbaharında başlıyor. Kentin asıl gelişme dönemi, Roma İmparatoru Julius Caesar’ın MÖ 47 yılının sonbaharında kentin ayrıcalıklarını kabul etmesi ve özgür şehir statüsü vermesiyle başlar. Roma İmparatorluk döneminde, Kilikya kentleri arasında büyük rekabet olmasına rağmen, Aigeai, önemli bir kent olmayı başarmıştır.

Kent, birçok bronz sikkede İskender, daha sonraları da kente otonomi veren Caesar’ın portrelerini koymuş ve kent Caracalla’dan sonra Makedonikeo olarak bile anılmaya başlanmıştır.

Kilikyada, Seleukid hakimiyeti, bölgenin sadece ovalık kısmında Romalılar gelinceye kadar devam eder.

Bu daracık bölgeyi ellerinde tutabilmek uğruna, Seleukidler buraya sıkıca sarılmış ve müthiş bir Helenleştirme faaliyetine başlamışlardır.

Seleukos Nikator devrinde, ovalık kesimde Alexandria İssum ve Aigeai kentleri kurulmuştur. Bunlardan Aigeai, Makedonyalı asker kolonileri tarafından kurulmuştu ve ismi Makedonyanın başkentinden gelmeydi. Hadrian’ın 129 yılında, Tarsus’tan kara yoluyla gelip Antiocheia’ya giderken Aigeai’den geçtiği tahmin edilmektedir.

Kent, Romalılar döneminde özgürdü ve her keresinde, Hadrian’a, Commodiana, Severiana gibi kendine lütufta bulunan imparatorların adını taşıyordu.

Kentin, Anazarbus ve Tarsus ile sürekli bir rekabet içinde olduğu biliniyor. Hadrian ve Septimus Severus’un, kentte yaptıkları yardımları anmak için bu şehir, onların isimlerinin yanı sıra taktıkları lakaplarla ödüllendirilmiştir.

O dönemde Severuslar Hanedanlığından Marcus Oplelius Macrinus imparatorluk sikkelerinde, fener kulesiyle gemiler ve Aigeai’nin konumu resmediliyor.

Aigeaililerin, tanrılara tapınımı hakkındaki bilgileri bu sikkelerden öğrenilir.

MÖ 47 yılındaki sikkeler üzerinde, ön yüzünde şehir tanrıçasının başında kent surlarını temsil eden tacı ile veriliyor. Tanrılardan, Herakles ve Athenaya saygı gösteriliyor. Asklepios ise Hygieia ve Telaphorola birlikte, diğer tanrılardan daha çok öne çıkmıştır.

Kentin sağlık merkezi Asklepios’un ünü de vardı.

Seleukid kralı IV. Antiochos Epiphanes zamanında (MÖ 175-164) Ovalık Kilikya’da bulunan Alexandreia, Hieropolis-Castabaia, Algaea (Yumurtalık), Mopsus (Misis) ve Adana şehir idare meclisleri, kralın izniyle ve onun adına ve onun portresini taşıyan sikkeler basabiliyorlardı.

Bu antik kentin kuruluşu tam olarak bilinmez. Ancak Helenistik dönemde, Bergama gibi dünyanın üç asklepieion (sağlık) tapınağından birisi burada idi. Hatta hekimlerin babası, Hipokrat’ın burada bir hastane kurduğu söylenir. Burada tarihte tıp ile ilgili ilkler yaşanır. İkiz kardeş azizler Cosmas ve Damian, Aegeae şehrinde hekim olarak görev yaparlar. Tanrıdan aldıkları mucizevi ruhla mesleklerini icra ederler. Hatta, hastanın yaralanan bacağı yerine, yeni ölmüş bir Etiyoplalının bacağını aşıladılar. Yani dünya tarihinde ilk organ naklini yaptılar.

Kent imparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuş, neokoros unvanı alarak agon yapma hakkını elde etmiştir.

İmparator varisini bu kentten Roma dünyasına ilan etmiştir.

215 yazında, kenti ziyaret eden İmparator Caracalla’nın bu Asklepios’da dertlerinden kurtulduğu yazılıdır.

Asklepios ve Asklepionun dışında, kentte tarımcılık ve şarapçılığın simgesi olarak Dionysos ve Demeter ve depreme karşı koruyucu olan Poseidon kültleri hakimdi.

Daha Strabon zamanında, bataklık ve önemsiz bir yerken, Romalılar devrinde Suriye’ye giden yol üzerinde önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olmuştur.

Aigeai, Helen dilinde  Aigeai halkı demektir. Bu kelimenin Helen dilinde keçi anlamına gelen Aigos sözcüğünden türemediği ve dolayısıyla kentin adının tam olarak anlamının bilinmediği iddia edilir.

Bir deniz kenti olarak Aigeai, çok sayıda denizci de yetiştirmiştir. Bunlar uzak diyarlara yolculuk etmeyi göze alan, becerikli kaptanlardı.

Daha sonra, şehrin ticari önemi, Orta çağlarda daha da artar. Bu çağlarda, Yumurtalıktan (Layazzo) pekmeze benzeyen bir üzüm şırası ihraç ediliyordu.

Özellikle Venedik ve Cenevizli tüccarlar, Aegae antik kenti limanında koloniler kurdular. Şehir: ticaret, sanayi, deniz ticareti, balıkçılık, tekne yapımı, zeytinyağı, şarap, dokuma, amfora, cam eşyalar imalat merkezi oldu.

6’ncı yüzyılda, kentte her sene 40 gün süren fuarlar (40 dies commercia) düzenlenmesi, kentin ticarete verdiği önemi kanıtlar.

4’ncü yüzyıldan itibaren, imparatorlarla işbirliği halindeki Hıristiyanların saldırıları, kente çok büyük zarar verir.

Bu saldırıların hedefi, hala ününü korumakta olan Asklepios ve diğer pagan tapınaklarıdır.

Konstantin, 326 yılında kentteki Asklepion tapınağını yıktırmış ve onun yerine bir kilise yaptırmıştı. Ama Asklepion kültü, daha uzun yıllar devam etti.

Putperest imparator Julian’ın 362 yılında eski pagan tapınağını yeniden yaptırma emri uygulanmadı.

İmparator I. Leon zamanında, Aigaealı Anthusa isimli bir kahin, bulutlara bakarak falcılık yapıyordu.

Ama Ermeniler bağımsızlık emellerine ancak 8 sene sonra, 1198 yılında erişebildiler.

Leon, 1197 yılında Papa III. Zolestin ve VI. Heinrich’ten, kendisine krallık tacı giydirmesini istedi. Böylece Leon’a (1185-1219) 1198 yılında Sis şehrinde Papalık temsilcisinin huzurunda bir törenle Ermeni krallığı tacı giydirildi. Ardından, krallığın deniz ticaretinin merkezi ve hareket noktası Ayas (Yumurtalık) şehri olacaktı.

Ünlü seyyah Marco Polo, Çin seyahati için 1268 yılında bu limanda karaya çıkmış ve seyahatini tamamladıktan sonra, yine bu limandan gemiye binip Venedik’e dönmüştür.

Özellikle haçlılar, doğu Akdeniz’de önemli limanlarını kaybedince, Yumurtalık Ceneviz ve Venedikli tüccarlar için önemli bir liman kenti olmuştu.

Şehir, uzun süre Ermeniler, Bizanslılar ve Memlükler arasında el değiştirdikten ve oldukça tahrip edildikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yeniden yaptırıldı ve Osmanlı donanmasına üs olarak hizmet vermeye başladı.

Tıpkı Korykos (Kızkalesi)’ta olduğu gibi, biri sahilden 400 metre uzaklıktaki kalkerden oluşan bir adacık üzerinde kasa tekniğiyle yapılmış bir kale vardı. Kalenin duvarları iç tarafta salonları ve kubbeli holleri korurdu.

Modern Yumurtalık kenti kara kalesinin içinde yer alır.

Ancak Doğu ile Avrupa ticaret yolları, Akdeniz’den uzaklaşınca, şehir ve liman önemini kaybetti. Kent, 19’ncu yüzyılda fakir ve terk edilmiş bir yer olarak görüldü.

Günümüzde, bu kentin merkezinde, limanda geçmişin anıtsal izleri tamamen olmasa da yer yer ayakta kalmıştır.

Kalenin içinde henüz araştırılmamış antik yapılar ve Yeniköy deresi üzerinde (Kırıkköprü) büyük bir köprünün izleri vardır.

Batıda sur dışında, Kanuni tarafından yaptırılan bir gözetleme kulesi ve yakınlarda kaya mezarları ve Roma dönemi Nekropolü bulunur. Bunun yanında: Roma dönemi hamamı, mozaikler, adak taşları, yazıtlar, yapı unsurları vardır ve buna benzer buluntular, bugün Hükümet Konağı bahçesinde sergileniyor. Ancak burada bulunan bir kurşun lahit, Adana Müzesinde sergileniyor.

Günümüzde, Aegae kenti kalıntıları: kıyıdan yaklaşık 200 metre açıkta bulunan küçük bir adada görülebilir.

Aegeae antik kentine ait eserler Kaymakamlık binası önünde toplanarak bir müze oluşturulmuştur. Denizin kenarındaki Kaymakamlığın bahçesi, çeşitli dönemlerde çıkarılan arkeolojik buluntularla kaplı: dev amforalar, sütun başlıkları, lahitler göze çarpıyor. Ara sokaklara girildiğinde, parkın içinde işlemeli taşlar, şehrin içinde toprak altında birazı gözüken mermer sütunlar var.

   

Eros Mozaiği:

Yumurtalık Belediyesi, sahil yolu yürüme bandını genişlettiği sırada, yağmurun da yardımı ile 2010 yılında bir gurup mozaik açığa çıkmıştır. Her ne kadar yol inşası durdurulmuş olsa da, mozaiğin mevcut alanının üçte biri hasar görmüştür. Sonra mozaiğin üstü kapatılmış, 2 yıl sonra yeniden yol çalışması sırasında mozaik gündeme gelmiştir. 2014 yılında Adana Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılır. Mozaikli döşeme ile mozaikli döşemeyi sınırlayan duvarların arası, çok iyi şekilde temizlenmiş ve netice olarak bu mozaik döşemenin bu mekan için yapıldığı ve mekanla mozaiğin çağdaş olduğu anlaşılmıştır.

Küçük kesme taşlardan, kaliteli işçilikle yapılmış olan mozaik döşemede: perspektif görünüş ve renkli taş işçiliği kullanılmıştır.

Mozaik taşların küçüklüğü, sıklığı, düzgün kesimleri, kaliteli derz aralıkları, boya kalitesi ve kenar-köşelerde duvar blokları ile planlanmış tam oturan köşe geçişleriyle oldukça kaliteli bir işçilik ve teknikle yapıldığı görülür.

36 metre karelik mozaik taban döşemesinin çerçevesinde, dıştan içe doğru sıralı olarak, bir büyük-bir küçük eşkenar dörtkenlerin içinde, daire bezemesi bulunur. Bu bezemeyi, kuşak ve dalga bezemesi izler. Deniz dalgası olarak nitelendirilen bu bezeme, antik dönemde mimari, seramik ve metal çalışmalarda dekor ve çerçeve olarak kullanılmıştır.

Panonun ortasında, mitolojik konuyu oluşturan dört değişik figür bulunur. İki hippokampos üzerinde, farklı yaşlarda ve boyutlarda işlenmiş, balık tutan eros figürleri betimlenmiştir. Ellerinde obje olarak olta ve olta uçlarında tuttukları balıklar bulunmaktadır. Oltaların uçlarında sarı olan barbun, diğeri levrek, serbest duran ise lagos balığı olmalıdır. Huni biçimli deniz kabuğu, pano içinde dikkat çeker.

Hippocampus: Grek mitolojisinde diğer deniz yaratıkları ile birlikte Poseidon’a hizmet eder. Homeros onlardan “tunç ayaklı atlar” olarak söz eder. Köken olarak at ve balık kuyruğundan oluşan bir gövdeye sahip yaratığa doğu sanatlarında rastlanmaz. Ancak hippokampos, tanrıların yanında hiçbir zaman yer almamış, sadece binek hayvanı olarak işlev görmüş, insanlar ile tanrılara arasında bir köprü görevi görmüştür.

Bu mozaiğin dünyada benzeri yoktur.

AYAS KALESİ:

Kale Adana iline 80 km uzaklıktadır.

Günümüzde kale Yumurtalık ilçe merkezinin güneydoğu kıyısında kalmıştır.

Ayas: Haçlı seferlerinin bir sonucu olarak, ticaret yolunun değişmesi nedeniyle, daha 12’nci yüzyılın başlarından itibaren önemli bir ticaret merkezi olma yolunca canlanmaya başladı.

Bu dönemde: biri kıyıda, diğeri de denizde olmak üzere iki kalesi vardı.

Ortaçağ döneminde, Anadolu’nun iç kesimlerine dağılan kervan yollarının ana limanı ve başlangıç noktası oldu.

Şehrin güneydoğu ucunda bulunan kalenin: güneyinde bir liman, batı ve kuzey batısında şehir yerleşimi, doğusunda Marko Polo iskelesi ve halk arasında “Kız kalesi” olarak bilinen “Deniz kalesi” vardır. Kuzey ve kuzeydoğusu ise bir koya bakar.

Deniz seviyesindeki kaleden, günümüze sadece Langiois’in 1850 yılında görüp gravürünü çizdiği batı ve kuzeyi çeviren sur duvarlarının bir bölümü ve bunları destekleyen 7 kule, 1 sarnıç ulaşmıştır.

Langiois’in kuzeybatıdan çizdiği gravürde, dördü yuvarlak, üçü de köşeli olmak üzere yedi kule ile kuzeybatı köşedeki kulenin üst kısmı görülmektedir.

Ovalık Kilikyanın en büyük antik liman kenti olan Yumurtalık: Ayas, Aigaea, Aigaiai, Layazzo isimleri ile bilinmektedir.

Ayas: bir Makedon kolonisi olarak, Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide, bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Roma imparatorluk dönemi boyunca, imparatorların uğradıkları büyük stratejik öneme sahip bir donanma üssü olan Ayas’ta, antik dünyanın en büyük üç Asklepios tapınağından biri vardı.

Romalılar tarafından uzun süre kullanılan bu tapınak, Hıristiyanlığın kabulünden sonra, 4’ncü yüzyılda, İmparator Konstantin tarafından yıktırılmıştır.

Ortaçağ boyunca yoğun bir yerleşime sahne olan Ayas, kale ve liman çevresinde gelişmiştir.

Romalılar döneminde: Suriye’ye giden yol üzerinde, önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Bizans döneminde de bu özelliklerini geliştirerek devam ettirmiştir. Kentin ticari önemi, Ortaçağ’da daha da artmıştır.

Özellikle Haçlılar, Doğu Akdeniz’de önemli limanları kaybedince Ayas şehri, Ceneviz ve Venedikli tüccarlar için önemli bir liman kenti haline gelmiştir.

1266 yılında Mısırlılar Kilikyaya saldırmış, bu saldırıda Misis, Ayas ve Adana tahrip edilmiş, Sis yani Kozan şehri de ateşe verilmiştir.

Evliya Çelebi’nin uğramadığı Ayas kalesi ve limanından, ünlü Venedikli gezgin Marko Polo, ilk olarak 1271 yılında, son olarak da ülkesine dönerken 1296 yılında iki kez geçmiştir.

Ayas’a “Layas” diyen Marko Polo, kenti “Doğu’nun bütün zenginliklerinin bir araya geldiği bir Pazaryeri, iç bölgelerden gelen bütün baharat, altın ve ipek elbiseler ve diğer değerli şeyler buraya gelir, iç bölgeleri gezenler bu Layas kentinin olduğu yoldan geçerler” şeklinde anlatır.

1322 yılında Memlükler, kenti yağmalayıp, denizdeki kaleyi yıkarlar ve kentin tamamına sahip olurlar.

  

SÜLEYMAN KULESİ:

Kara kalenin 1.5 kilometre batısındadır. Silahlı Ayas kulesi olarak da bilinir. Yumurtalık ilçe merkezinden 2 km ve Adana il merkezinden 85 km uzaklıktadır.

Eski harita ve belgelerde Sultan Süleyman Kalesi olarak isimlendirilen yapı, askeri amaçlı kullanılmıştır. 1536 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Osmanlı imparatorluğunun Padişahı Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır.

Sadece beşgen ve iki katlı ana gövde üzerinde kat kat bölümler ve bu bölümler içerisinde dışarıyı gözetlemek için dar pencereler bulunur. 1572 Adana Sancak Defterinde kale hakkında: “kale “Silahlı Ayas” kalesi olarak adlandırılmıştır. Kule, eski dönemde silahların bulunduğu ve askeri amaçlar için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kule, İstanbul’dan Adana’ya ulaşan askeri, tüccar ve haç kervanlarının güvenliğini sağlamak, denizden gelen muhtemel saldırıları önlemek ve askeri harekatlara destek amaçlı kullanılmıştır.

Barbaros Hayrettin Paşa’nın savaş gemileri burayı ziyaret etmişler ve Piri Reis, harita çizim ekipleri kalenin bulunduğu yeri belgelere geçirmişlerdir. Süleyman Kalesi, Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar askeri üs olarak kullanılmıştır.

MARKO POLO İSKELESİ:

Ünlü gezgin Marco Polo: Venedikli bir tüccarın oğludur. Çocukluğunda Karadeniz ve Akdeniz’deki ticaret merkezlerine uğrayan babasıyla yolculuklar yapar. Papa 9’ncu Gregorius, babası ve amcasını, Kubilay Han’a mektup götürmekle görevlendirir. Marko Polo, onlarla birlikte Hanbalık (bugünkü Pekin) şehrine gider.

Ünlü gezgin Marco Polo, 1271 yılında geldikleri Yumurtalık’ta birkaç gün kalıp, burada kendilerine rehberlik edecek kervana katılarak, Kilikya ovasının Toros dağları kıyısındaki Sis şehrine ulaştıkları, daha sonra buradan Feke (Vahga), Haçin, Komana (Şar) kentlerini izleyerek, Kayseri’ye ve oradan da Sivas’a geçtikleri belirtiliyor. Polo ve arkadaşları, bundan sonra 3.5 yıl sürecek olan İran, Afganistan, Doğu Türkistan ve Çin’i kapsayan maceralı yolculuklarına başladılar.

Roma döneminde inşa edilmiş olup, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde restore edilerek liman olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

Burası, son 60 yılı kadar, tahıl ticaretinin yapıldığı işlek bir limandır.

   

KIZ (ATLAS) KALESİ:

Kıyıdan yaklaşık 400 metre açıkta Kız kalesi, tarihi Ayas kalesiyle liman arasında ada üzerinde bulunmaktadır.

Kuzeyden güneydoğuya doğru uzanan ada üzerindeki kale Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. Atlas kalesi olarak isimlendirilen yapıya halk arasında Kız Kalesi de denilmektedir. Kız kalesi klasik dönemin sonlarına doğru yapılmıştır. Kız kalesinin yapımında, İtalyan mimarisinin hakim olduğu görülür.

Araştırmalar sonunda kale planına göre güney ucunda çembere benzeyen bölüm ile ana gövdeye bağlantı yapan yerler tamamen tahrip olmuştur.

Sert zemin üzerinde oturtulan taşlar ile sütunlar birbirleri ile ilgilidir. Bol miktarda kireç taşı kullanılan bu bölümde denizden gelebilecek saldırılara karşı korunma amaçlı yapılmıştır.

Bu kale, önemli gümrük kontrol merkezi olduğu bulgusuna rastlanılmıştır. Halen ayakta bulunan kuzey taraftaki ana gövde ve içinde bulunan salonlar, odalar ile yapılan araştırmalar sonucu, buranın bir gümrük kontrol merkezi, zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu düşünülmektedir.

Yanına gitmek mümkün değil uzaktan görebilirsiniz, uzaktan görüp te burası nedir, neden kullanılmıştır gibi sorularınız olursa, cevapları yukarıdadır.

çankırı escort