Menu

Adana Karataş Gezilecek En Güzel 10 Yer

ADANA KARATAŞ GEZİLECEK YERLER:

KARATAŞ MENZİL HANI:

İlçe merkezinde çarşı içindedir. Pazaryeri denilen denize nazır bir tepe üzerindedir. Ancak günümüzde tamamen harabe halindedir. Hanın kitabesinde yapının 1608 yılında Osmanlı döneminde Mir Ali isimli birisi tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı hanın batı kısmında temel hizasına kadar yıkılmıştır. Güney kısmında iki tane bina vardır. Kuzeyde cümle kapısı vardır. Doğu kenarındaki mekanların bir kısmı sağlamdır. Yapıda ortada uzun bir avlu ve bu avlunun çevresinde sıralanan odalar bulunur.

TARİHİ HAN KALINTISI:

İlçe merkezindeki bu tarihi han kalıntısının, Osmanlı döneminde, 1782 yılında yapıldığı biliniyor, tamamen harap haldedir.


AKYATAN KUŞ CENNETİ VE YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI:

Deltada bulunan lagünler ve göller, Akdeniz’in su seviyesinin düşmeye başladığı dönemlerde oluşmaya başlamıştır. (muhtemelen 10 bin yıl önce) Akyatan gölünün bulunduğu yerde: deltayı oluşturan nehirlerin yataklarından taşmaları sonucu, bataklık oluşur. Bu bataklık, daha sonra dalgaların taşıdığı kumların zamanla kıyıda oluşturduğu kordonla denizden ayrılır ve bugünkü durumunu alır. Yani, burası tipik bir alüvyon baraj gölüdür

Akyatan lagünü, 1988 yılında Sulak Alanları Koruma Sözleşmesi kapsamına alınmış ve 2005 yılında Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edilmiştir.

Burası, Türkiye’nin en büyük lagün gölü ve kuş cennetidir. Yaz süresinde gölü besleyen suların azalması ve buharlaşması nedeniyle, göl alanı küçülür, suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşur ve yaz sonuna doğru tamamen kurur. Çamur düzlükleri, özellikle gölün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde görülür ve Kapıköy yakınlarındaki bazı adalar, kara ile birleşir.

Göl, güneybatıda bulunan 2 kilometrelik bir kanalla denize bağlanır. Göl suları yüksek olduğunda, kanal vasıtasıyla gölden denize, göl sularının düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle su akışı olur. Bu yüzden, göl suyundaki tuzluluk durumu mevsimlere göre değişir. Kışın ve ilkbaharda, drenaj kanalları ile taşınan sular ve yağışların etkisiyle, göl suyu tatlılaşır. Yazın ise yüksek buharlaşma ve denizden göle gelen tuzlu su girişi nedeniyle göl suyu tuzlanır. Tuzluluk oranı, denize bağlantılı olan yerlerde daha yüksek, kuzey kesimlerde yani drenaj sularının etkili olduğu yerlerde ise tuzluluk daha azdır.

Göl ile deniz arasında Türkiye’nin en büyük kumullukları vardır, bunların yükseklikleri 20 metreye kadar ulaşır. Bunlar yağışlı dönemlerde suyla dolar. Ayrıca kumulların kuzeydoğusunda, hiç kurumayan ve ekolojik açıdan önemli Tatlısu birikintileri ve bataklıklar vardır.

Deltalar: dünyanın en verimli doğal alanlarıdır. Bu yüksek verimin oluşturduğu yiyecek ağı, başka su kuşları olmak üzere değişik türden zengin bir yaban hayatının barınması ve beslenmesine olanak verir. Deltalar balıkların yumurta döktüğü, özellikle yavru balıkların beslendiği ve korunduğu alanlardır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre: deltalar, balıkçılığın devamı açısından hayati öneme sahiptir.

Burada, nesli tükenme tehlikesi altında bulunan bitki türleri, memeli hayvanlar ve kuşlar bulunur. Bunlara örnekler: hayvanlar: saz kedisi, turna, yeşil kaplumbağa, caretta caretta, bitkiler: kum zambaklarıdır.

Lagün, 22 kilometrelik kumsalı ile caretta caretta kaplumbağalarına ev sahipliği yapar, bunların Akdeniz’deki en büyük yumurtlama alanı burasıdır.

Burası, fotoğraf çekmeyi seven doğa tutkunlarının yoğun tercih ettiği bir yerdir. Çünkü burada yıllık 300 binden fazla kuş göçü yaşanır ve meraklılarına bu kuşları izleme imkanı tanır. Dünya üzerinde en çok flamingo türü burada yaşar. 2015 yılında yapılan sayımda, lagün alanında 89.900 tane flamingo tespit edilmiştir.

Akyatan gölü, Doğu Akdeniz’in en zengin dalyanlarından birisidir. Denizle olan bağlantısı nedeniyle, göle beslenmek ve üremek için çok sayıda balık girer. Gölün denize açılan bölümünde, Karataşlı balıkçılar tarafından işletilen bir dalyan inşa edilmiştir. Gölde bulunan balık türleri: sazan, aynalı sazan, yayın, yılanbalıı, levrek, kefal, çipura, yayın, gökkuşağı alasıdır. Gölde avlanan balıkların bir bölümü ihraç edilmektedir. Gölün doğu kesimlerinde, mavi yengeç avlanır. Ancak zaman içinde arkan kirlilik, bu göldeki balık popülesyonuna zarar vermektedir.


TUZLA GÖLÜ:
Çukurova Deltasında, balık stoklarının son yıllarda düşmediği tek sulak alan. Burada: üretilen ve yetiştirilen balıkların lezzeti bir başka. Yani: muhteşem bir lezzet.

Diğer lagunlarda olduğu gibi, burada da; çeşitli kuş türlerini görmekte mümkün. Bunlar: Turaç, Yaz Ördeği, Kocagöz, Akça Cılıbıt, Mahmuzlu Kış Kuşu ve küçük Sumru. Hiçbir turizm yatırımı bulunmayan bir yer. Daha önce söylediğim gibi, yine güzel bir görüntü, kuşlar sizi bekliyor. Yanınızda, dürbün ve fotoğraf makinesi bulunmalı.


MALLOS ANTİK KENTİ:

İlk çağda, gölün doğusunda antik Mallos kenti kurulmuştur. Mallos kentinin güney batısında ise, Çukurova’nın ilk liman kenti olan Magarsos kenti kurulmuştur.

Yazının başında Mallos şehrinin burası olduğunu yazmama rağmen, arkeoloji biliminde, Mallos şehrinin yeri hakkında gizem vardır. Çünkü Pyramos yani Ceyhan nehri, zaman içinde hem yerleşimlerin gömülmesine hem de antik yazarların tarif ettiklerin topoğrafik özelliklerin kaybolmasına sebep olmuştur. Dolayısı ile, Mallos şehrinin yeri konusunda yapılan saptama ve yorumlar farklılık göstermektedir. 1949 yılında bölgede araştırma yapan Bossert isimli araştırmacı, Mallos antik kentinin, Kızıltahta köyü civarında bulunabileceğini söylemiştir. Çünkü bu köyün birkaç km kuzeyinde bulunan Terkeşhan Çiftliği arazisinde Mallos kent merkezinin yayılım alanı olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca Kızıltahta civarında, Flavia Procla şerefine bir Heroon inşa ettirildiği bildirilen bir yazıt bulunmuştur. Bu yazıtta, Heroon’u Mallos kentinin yaptırdığı ifade edilmektedir. Kızıltahta köyündeki Akdeğirmen köprüsünün de Mallos antik kentinden günümüze kalan bir yapı kalıntısı olduğu iddia edilir.

Ancak Kızıltahta köyü, Athena Magarsia kutsal tapınağı ve limana 25 km uzaklıktadır. Bu durum: Mallos ve Magarsos şehirleri arasındaki ilişkinin antik çağda Didyma ve Milet şehrine benzer bir ilişki içinde olduğuna karar verilmiştir.

Bu 25 km denize uzaklık nedeniyle Mallos şehrinin, Kızıltahta köyü civarında değil, kıyıya daha yakın bir noktada aranması gerekti kesindir.

Evet, eski coğrafyacılar, kıyının bu bölümünde Mallos ve Magarsos diye iki kentten söz ederler. Ancak her iki kent, birbirinden uzakta değildir. Magarsos’un MÖ 2’nci yüzyılda Mallos’a ait bir kutsal alan ve liman olduğu düşünülür. Magarsos limanının yeri, bugün net olarak bilinmektedir. Athena Magarsia tapınağı da aynı yerdedir ve yeri de tam olarak bilinmektedir.

Son bir not, yani Mallos mu Magarsos mu? Magarsos isimli bir şehir için, hiç sikke basılmamıştır. Oysa en küçük şehirlerin bile kendi adına bastırdıkları sikkeler vardır. Dörtdirek mevkiindeki tiyatro ve stadion gibi görkemli kalıntıların Magarsos isimli bir şehre ait olduğunun düşünülmesi için bu şehrin tarih boyunca hiç sikke bastırmamış olması ilgi çeker. Magarsos şehrinin en karakteristik unsuru olan Athena Magarsia tapınağının, sadece Mallos sikkeleri üzerinde resmi geçer. Dolayısıyla Magarsos’un müstakil bir şehir olma şansı yoktur, yani Karataş ilçesi kıyısındaki kalıntıların Mallos şehrine ait olduğu da büyük olasılık dahilindedir.

Strabon, Magarsos’u bir polis yani şehir olarak değil Mallos civarında, üzerinde Athena Magarsia tapınağının bulunduğu, Kilikya’daki en yüksek tepe olarak tanımlar. Sonuç olarak: Magarsos’un Mallos şehrine bağlı bir liman ve kutsal alan olduğuna inanılır. Ancak Mallos şehrinin zaman içinde buraya taşındığı tahmin edilmektedir. Ancak Mallos şehrinin ne zaman Magarsos bölgesine taşındığı bilinmemektedir.

MAGARSUS ANTİK KENTİ:

İlçe merkezinin batısında bulunan bu antik kent, ilçe merkezine 4 km batısında, Dört direkli mevkiindedir. Neden “Dört direkli” denmektedir? Çünkü Bizanslılar tarafından yapılmış olan kiliseye Türkler “Karakilise” demişler, ardından savaşta bu kilise yanınca “Yanıkkilise” diye adlandırılmıştır. Bugün, burası herhangi bir kalıntı olmasa da “Dört Direkli” mevki olarak bilinir.

Akdeniz’e girinti yapan bir burun üzerine kurulmuştur. Denizden yüksekliği 20-50 metre civarında değişen bu tepelik bölge, yöredeki en yüksek yer konumundadır. Ayrıca Akyatan ve Ağlatan gölleri arasındaki yaklaşık 12 km lik alan boyunca denize paralel olarak uzanmaktadır.

Taşınma işleminin ardından, kent merkezi, Pramon nehrinin bir yakasından diğerine taşınmıştır.

Şehrin ismi: Strabon, Mela, Plinus, Arrianos ve Pausanias gibi antik çağ yazar ve gezginlerinin eserlerinde geçer.

Ancak değişik dönemlerde: Mallos, Antiokheia, Kara veya yanık kilise, od kalesi, Dört Direkli isimleri de kullanılmıştır.

Ancak şehrin isminin Makedonya kralı Büyük İskender’in MÖ 333 yılında Pers Kralı Darius ile giriştiği savaşa başlamadan önce, buraya gelip kurban kestiği Athena tapınağındaki Magarsiya rahiplerinden alır.

Peki “Kara kilise” nedir? Yine eski dönem yazarlarından Bağdatlı Ahmet yazdıklarına göre “Söylendiğine göre Kara Kilise Rumlar tarafından siyah taşlarla yapılmıştır. Burada harap olan şeyler arasında bir de kale vardır. Harun Reşit, Karataş’ın imarını, tahkimini ve iskanını emir eyledi ve buradaki mücahitlerin tahsisatına zam yaptı” İbn-ül Adim’in söylediklerine bakalım “Kara kilise veyahut Yanık kilise denen bu şehir eskidir. Rumlar tarafından siyah taşlarla bina edilmiştir. Sonradan yine onların hücumuyla yıkılmıştır ki, bundan dolayı kendisine Yanık Kilise denmiştir. Şimdi harap bir vaziyettedir. Burası aslında bir kale imiş, deniz kenarındadır. Eski şehir de siyah taşlarla Rumlar tarafından bir tepe üzerinde kurulmuş olup içinde bir kalesi vardır ki bu da haraptır.”

Bu şehirde tiyatro kaveası ve Roma devri Stadionu bulunur.

Ayrıca burada ele geçen yazıtlarda burada bir Athena Magarsia tapınağının bulunduğu bilinmektedir.

Arkeoloji literatüründe Magarsos “Tanrıça Athena’ya adanmış tapınağın bulunduğu kutsal alan” olarak tanımlanır.

Buradaki tapınak Hellenistik devirde tüm Doğu Akdeniz bölgesinde tanınan bir kehanet ve bilicilik merkeziydi.

Şehir, MÖ 5’nci yüzyıldan itibaren: Syennesis Hanedanlığı, Pers İmparatorluğu, Makedonya krallığı, Seleukos krallığı, Ptolemalos krallığı, Roma imparatorluğu, Abbasi devleti, Ermeni krallığı ve Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetinde kalmıştır.

Amasyalı ünlü coğrafyacı gezgin Strabon’a göre:

Şehir: Troya savaşından sonra bölgeye gelen Apollon’un kahin rahipleri Mopsos ve Amphilokhos tarafından kurulmuştur. Troya savaşçısı Misisli Maphos, Troya savaşı bittikten sonra, Kilikya’ya dönerken, Yunanlı arkadaşı Anflakos’u beraberinde getirir. İki savaşçı, bugünkü Karataş ilçesinin 5 km batısında, birlikte Magarsus antik kentini kurarlar. Ardından Amphilokhos, Argos şehrine geri dönmüş, bir süre sonra ise tekrar buraya gelmiştir. Ancak zaman içinde, Magarsus’un tek hakimi olma mücadelesi veren Mapsos ve Anflakos, denizi seyreden Magarsus Amfi Tiyatro’da, ölümüne bir dövüş yaptılar. 3 ay süren mücadele, Anflakos’un ölümüyle sonuçlandı, ancak ağır yaralar alan Mapsos’da fazla yaşamadı ve her ikisi de öldü. Şehirde birbirine uzak iyi yere gömüldüler.

Günümüzden 1800 yıl önce yaşayan, antik dönem coğrafyacısı diğer yazar Arrianos ise, şehrin bir gurup Argoslu tarafından kurulduğunu yazar. Ayrıca Büyük İskender’in bölgeye geldiği zaman, alanın kuzeyindeki alandan akan Ceyhan nehri üzerinde bir köprü inşa ettirip, önce Magarsus kentine geldiğini, antik tiyatronun 200 metre kuzeyindeki Athena Magarsia Tapınağını ziyaret ettiğini, sunularda bulunduğunu daha sonra kentin efsanevi kurucusu Anflakos’un mezarını ziyaret ettiğini sonra da buraya çok yakın olan Mallos şehrine geçtiğini anlatır.

Seleukos kralı IV Antiokhos döneminde, Magarsos ilk kez şehir statüsü elde eder.

Karataş’ta bulunan bir yazıt üzerindeki “Magarsos halkı” ifadesi değerlendirildiğinde, Karataş-Magarsos eşitlemesi yerindedir.

Roma imparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde “Coloniae” ünvanını alan Mallos/Magarsus MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalır.

Geç Roma döneminde ise, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren bir piskoposluk merkezi olur.

MS 964 yılında Bizans imparatoru II. Nikephoros Phokas (MS 912-969) ın bölgeyi Abbasilerden geri almak için düzenlediği sefer sırasında, şehir yakılıp yıkılır. Sonraki dönemlerde bir daha eski günlerine dönemez ve küçük bir liman yerleşimi olarak varlığını sürdürür.

Evet, Magarsus antik kenti, tarihsel, sanatsal ve kültürel değerleriyle çok fazla ön planda olan bir şehirdir.

Bir balıkçı tarafından, 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığı ve suyun dibinde görüp sonradan ihbar ederek çıkarılıp Adana Bölge Müzesinde sergilenen Bronz Heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğunu belirtir. Heykelim MÖ 1 ve MS 2’nci yüzyıllara ait olacağı düşünüldüğünden MÖ 1’nci yüzyılda Eyalet Valiliği yapan Çiçeron’a ait olma ihtimali de düşünülmektedir.

Kentin kalıntılarından günümüze gelenler: kent suru, Athena Magarsia Tapınağı, Tiyatro, Stadion, Sarnıç, Ortaçağ kalesi, Bizans ve Osmanlı hamamları, Değirmenler, Mezar kalıntıları ve Menzil Han kalıntılarıdır.

Antik şehrin önünde bulunan ve “Dydimae” denen iki ada üzerinde kale kalıntıları vardır.

Her iki ada üzerinde bulunan kalenin ve surların mimari kalıntıları; maalesef bölge halkı tarafından Karataş ve civarındaki köylerde, 18 ve 19’ncü yüzyıllarda yapılan evlerin, Menzil Han ve İskele’nin imarında kullanılmıştır.

Athena Tapınağı:

Yerel bir tanrıça olan Athena adına, Magarsia’ya adanmış olan bu tapınak: Hellenistik dönemde, tüm Doğu Akdeniz’deki en önemli kehanet merkezlerinden birisiydi.

Antik çağ yazarlarından Arrianos’un yazdıklarına göre: doğu seferi sırasında MÖ 333 yılında Kilikyaya gelen Büyük İskender, İssos savaşından önce Pyramos (Ceyhan) nehri üzerinde bir köprü yaptırır ve önce Magarsus’a ve sonra da Mallos’a gelir. Magarsus’ta Athena Magarsia Tapınağına kurbanlar sunar ve Amphilokhos’un mezarını ziyaret eder.

   

Amfi Tiyatro:

Antik kentteki tiyatro alanı için Bakanlık tarafından ayrılan ödeneğin büyük bölümü, bu arazide hak sahibi olan hissedarların kamulaştırılmasına ödenmiştir. Ardından başlayan çalışmalar Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülmüş ve 2016 yılında ilk bölüm tamamlanmıştır.

Tiyatronun oturma alanı doğu-batı yönünde olup yaklaşık 157 x 24 metredir. Açığa çıkarılan kısmın 5000 kişilik olduğu tahmin edilmektedir.

AKDEĞİRMEN:

Kızıltahta mahallesinde ve Ceyhan nehri üzerinde kurulmuştur.

Roma mimarisiyle yapılmıştır. 1700 yıl önce Roma döneminde inşa edilen Akdeğirmen’de yerel halk tarafından 1960 yılına kadar buğday unu üretildiği ancak daha sonra değirmenin bakımsızlığı nedeniyle kapandığı söyleniyor. Ama neden kapanmış, çevre köylerden gelenler değirmen yapısının tahta ve demirlerini yağmalamışlar, ardından da yapıyı yakmışlar. (yangın izleri bugünde görülmektedir.)

Değirmen kısmı iki katlıdır. Altında bulunan köprünün, sadece nehrin karşı tarafından ayakta kalmış 4 gözü görülebiliyor, yani yıkılmış.

Evet Akdeğirmen ve değirmene giden yol üzerindeki köprü günümüzde bakımsızlık nedeniyle harap halde, yani buraya gidip görmek isterseniz, beklentiniz çok olmasın. Çünkü köprünün kötü olması nedeniyle, aracınızı bırakıp, değirmene ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor.

YEDİ KARDEŞLER TÜRBESİ VE ANIT AĞAÇ:

Yöre halkının çok tanrılı dine inandığı dönemde, 6 kardeş, halkı tek tanrılı dine inanmaya davet eder. Ancak bu kardeşlere sadece 1 çoban inanır. Yöre halkı 6 kardeşi ve 1 çobanı öldürür, yedisini de palamut ormanlarının içine gömerler. Sonra halk, Allah’ın bir olduğuna inanınca, bu yedi kişi kıymete biner ve şimdiki türbelerini yaparlar. Bundan dolayı, buraya yedi kardeş ziyareti denir.

Anıt ağaç yaklaşık 500 yıllıktır.

instagram takipçi satın al

Beğen  
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir